Yolsuzluktan da daha vahim olanı

Daha önce de söylediğimizi tekrarlayarak başlayalım. Yürüyen bir davadır, yargı aşamasına geçilmiştir ve tonlarca suçlama, yargı öncesi neredeyse herkesi defalarca ikna etmeye yetecek kadar delil var görünüyorsa da suçlananların kendilerini aklayabilmelerinin önü kapatılmamalı. Beraati zimmet ve masumiyet ilkesi asıldır çünkü.

Burası tamam da, iş yargı aşamasına geçmeden önce de neredeyse artık cürmü meşrut düzeyinde ifşa olmuş eylemler, itiraflar ve deliller var ve bugünün dünyasında beğenelim beğenmeyelim yargı kamuoyunun katılımına açık bir şekilde işlemektedir. Ayrıca yargı aşamasına geçmeden önce de şayi olan veya haber haline gelmiş tuhaf eylemler, ilişkiler ve cürümler var. Bunlara kamuoyunun bir tepki vermesinin önü de masumiyet karinesi adına engellenemiyor.

Bu düzeyde bile öğrendiklerimiz, gözümüzün önüne serilen ilişkiler ve alış-verişler ortada çok ciddi bir yolsuzluk ağının sözkonusu olduğunu göstermeye yetiyor.

Bir-iki yolsuzluk değil, sanki bütün bir ilişkiler ağı hiçbir hukuki temeli olmayan bir yolsuzca paylaşımı organize etmek üzere kurulmuş.

Bu ilişkiler ağı ve yolsuzluklar üstelik çok ince istihbarat, tecessüs veya bunaltıcı denetimlerle açığa çıkarılmamış. Kendi kendine, belki aşırı yüklemeden, belki paylaşım kavgasından veya belki kendi içindeki erdemlilerin isyanından dolayı patlak vermiş. Bunu herkes biliyor ve söylüyor üstelik. CHP’ye yakın medya simaları bunu her vesileyle söylüyor. Yani yargıya düşen sadece yapılan ihbarlara gözünü kapatmamak. Öylesine bir yolsuzluk davası bu yani.

Aslında CHP içinden bu yolsuzluk vakalarına itiraz edilmiş olmasını, isyan edilmiş olmasını da büyük bir takdirle karşılamak gerekiyor. Bu, CHP içinde de yolsuzluğun bu ölçekte bütün bir ilişkiler ağını ifsat etmiş olmasına karşı ciddi bir rahatsızlığın olduğunu gösteriyor, ahlak adına herşeyin bitmediğini, hak, hukuk, adaletin gözetildiğini gösteriyor. Ancak CHP için vahim olan durum, bu isimlerin başlattığı bu isyanla hakkaniyet ve adalet eksenine dönmesi gereken partinin ana akımının bunun yerine yolsuzluğa sahip çıkan ve operasyondan hükümeti suçlayarak yolsuzluğu aklayan bir yönde büyük bir hırsla yol alması.

Cürmü meşrut seviyesinde delillerle ağır yolsuzluk suçlamaları

dolayısıyla hakkında soruşturma açılan belediye başkanına destek için önce günlerce Saraçhane meydanına ardından

Maltepe mitingi

nde toplanan kitleler neyin davasını güdüyor veya güttürülüyor olabilir?

Hiçbirinin ağzından Başkana veya yakınlarına yöneltilen suçlamaların asılsız veya uydurma olduğuna dair bir ifade duymuyoruz.

Bu suçlamalar en iyi ihtimalle toptan bir biçimde “uydurma” denilerek geçiştiriliyor ardından bunların üzerine giden yargıya, “iktidarın sopası” denilerek veryansın ediliyor. Bunu geçelim. Asıl bakış açısı bütün röportajlarda herkes tarafından şu şekilde itiraf ediliyor: “

ne olmuş yani, iktidar da çalmıyor mu?

” veya “

bir tek bunlar mı çaldı?

” veya “

önce iktidar 128 milyar doların hesabını versin

”.
Bu ifadeler İmamoğlu’nu savunmak üzere, onunla dayanışma adına meydanlarda toplanan kitlelerin sarılabildiği en sık savunmalar. Yani aslında meydana koşanlar, koşturulanlar hırsızlık suçlamasını zaten kabul etmiş.

Ama bunun artık normal kabul edilmesini, daha önce başkaları hakkında duyduklarının kendileri için de bir hak doğurması gerektiğini söylüyorlar.

Bir ülkenin başına gelen bundan daha kötüsü ne olabilir?

CHP’nin yıllardır yolsuzluk iddiaları ve söylemleri üzerinden yaptığı muhalefetin kendi kitlesini nasıl eğitmiş olduğuna dair çok vahim bir sonuç bu.

Yolsuzluğa muhalefet ederken kendi kitlesine aslında yolsuzluğa özde muhalefet etme erdemi kazandırmak yerine bunu bir iktisat ve paylaşım normu olarak vaat etmiş görünüyor. Yani kendi iktidara geldiğinde şimdiki iktidarın yaptığını iddia ettiği bütün yolsuzluklardan çok daha fazlasını yapacağına dair bir beklenti yaratıyor.

Oysa bir muhalefetin tabii ki en meşru, hatta görevi olan bir muhalefet biçimi yolsuzluğa karşı denetim ve hesap sorma. Ama yolsuzluk söylemleri iftiralara, abartılara, uydurmalara varınca bunun kendi kitlesini yolsuzluğa ahlaki olarak hazırlama gibi bir sonucu olduğunu bugün çok net bir biçimde görüyoruz.

Yolsuzluğun kendisinde de daha vahimi elbette bu yolsuzluğun bir norm olarak benimsenmesi.

Ortada yapılan onca hizmeti, devrim niteliğindeki kalkınma hamlelerini, ulaşım, sağlık, eğitim, konut, kentleşme, savunma sanayi ve teknoloji alanında yapılmış devasa yatırımları ve hizmetleri görmeyip sadece yolsuzluk iddialarına odaklanmış bir muhalefet söyleminin kendi kitlesini getireceği yer burası.

İktidarı yolsuzluk imkanından ibaret zannedip ele geçirdiği en küçük iktidar biriminde de akıllara durgunluk veren bir yolsuzluk performansı sergilemek.

Üstelik buna karşı yapılan operasyonları da en doğal hakkına bir saldırı yapılmış gibi bütün kitlesini seferber ederek meydanlara toplamak.

Bugün CHP’nin bu mitinglerle neyi sağlamış olduğunu ve neyi başarmış olduğunu ve Türkiye için neyi vaat ediyor olduğunu bir dönüp soruyor mu meydanda topladığı kitleler?

Nasıl bir kitle yaratmışlar kendilerine? Yolsuzluğu bir norm olarak göre ve bunu kendilerine de bir hak olarak gören bir kitle. Bu anlayış şimdi yıllardır ülkeye gelişmişlik seviyesinde çağlar atlatan bir AK Partiyle neyin yarışını yapmayı vaat ediyor? Türkiye’ye reva mı bu ahlaki seviye, bu siyaset?
Takdir-i ilahiye bakınız ki tam da bunların sokaklarda yolsuzluktan tutuklanmış sözümona Cumhurbaşkanı adaylarını savunmaya koştukları gün Fransa’da yine 2017 yılındaki seçimde Cumhurbaşkanlığının en güçlü adayı

Marine Le Pen

, yargı tarafından kamu fonlarını zimmete geçirmekten suçlu bulunarak ağır bir cezaya çarptırıldı ve tek bir dosyayla, tek bir hamleyle yarıştan düşürüldü. Le Pen’e yapılan suçlama İBB’deki yolsuzluklarla karşılaştırılamayacak kadar basit:

AB’den aldığı bir fonla kendi çalıştırdığı asistanının ücretini ödemek.

Hiç kimse de yolsuzluktan cezayı almış Le Pen’le dayanışma için sokaklara dökülmedi. Kimse de Macron’u kendi rakibini yargıyı kullanarak devre dışı bırakmakla suçlamadı. Üstelik Erdoğan’ı bu olaydan dolayı eleştiren Avrupalı çevrelerin yüzüne de bu çelişki tokat gibi vuruldu. Bu tokat bizimkilerin yanağını okşar mı acep?

Related Posts