Daha önce de söylediğimizi tekrarlayarak başlayalım. Yürüyen bir davadır, yargı aşamasına geçilmiştir ve tonlarca suçlama, yargı öncesi neredeyse herkesi defalarca ikna etmeye yetecek kadar delil var görünüyorsa da suçlananların kendilerini aklayabilmelerinin önü kapatılmamalı. Beraati zimmet ve masumiyet ilkesi asıldır çünkü.
Burası tamam da, iş yargı aşamasına geçmeden önce de neredeyse artık cürmü meşrut düzeyinde ifşa olmuş eylemler, itiraflar ve deliller var ve bugünün dünyasında beğenelim beğenmeyelim yargı kamuoyunun katılımına açık bir şekilde işlemektedir. Ayrıca yargı aşamasına geçmeden önce de şayi olan veya haber haline gelmiş tuhaf eylemler, ilişkiler ve cürümler var. Bunlara kamuoyunun bir tepki vermesinin önü de masumiyet karinesi adına engellenemiyor.
Aslında CHP içinden bu yolsuzluk vakalarına itiraz edilmiş olmasını, isyan edilmiş olmasını da büyük bir takdirle karşılamak gerekiyor. Bu, CHP içinde de yolsuzluğun bu ölçekte bütün bir ilişkiler ağını ifsat etmiş olmasına karşı ciddi bir rahatsızlığın olduğunu gösteriyor, ahlak adına herşeyin bitmediğini, hak, hukuk, adaletin gözetildiğini gösteriyor. Ancak CHP için vahim olan durum, bu isimlerin başlattığı bu isyanla hakkaniyet ve adalet eksenine dönmesi gereken partinin ana akımının bunun yerine yolsuzluğa sahip çıkan ve operasyondan hükümeti suçlayarak yolsuzluğu aklayan bir yönde büyük bir hırsla yol alması.
Hiç kimse de yolsuzluktan cezayı almış Le Pen’le dayanışma için sokaklara dökülmedi. Kimse de Macron’u kendi rakibini yargıyı kullanarak devre dışı bırakmakla suçlamadı. Üstelik Erdoğan’ı bu olaydan dolayı eleştiren Avrupalı çevrelerin yüzüne de bu çelişki tokat gibi vuruldu. Bu tokat bizimkilerin yanağını okşar mı acep?